Ey İstiklal Şehidi!… Sırrından Bize De Ver! Ver Ki, Hep Bizim Olsun Bize Verdiğin Bu Yer. 1949 – Halide Nusrat Zorlutuna
Mehmet Nuri Efendi fetih suresinin (Fetih Suresi, Kur’an’ın 48. suresidir.) son ayetini tamamlamak üzereydi ki Şahinler köyünün imamı, aynı zamanda da Kasımlar köyü medresesinden arkadaşı, Hacı Seyfettin hocanın buğulu sesi yankılanmaya başladı. Seyfettin hoca, sabah namazını eda etmek için müminleri köyün camisine çağırmaktaydı. Ezanın sesi yeni günün doğumunun da habercisiydi. Her nedense genç müftü için yeni doğan bu gün pek hayırlı doğmamıştı. Geceden beri için için zihnini kemirmekte olan kırçıl kurttan sabahı zor etmiş, sanki ruhu garip bir girdabın içinde hapsolmuştu
‘Allah hayırlara vesile etsin!’ diyerek dış kapıya doğru yöneldi. Zevcesi, kapı eşiğinde cüppesini ve sarığı elinde müftüyü uğurlamak için kendisini gülen gözlerle beklemedeydi. Cüppe ve sarığını giyinen Mehmet Nuri Efendi, şemsiyesini asılı bulunduğu yerden aldı. Yanında sürekli taşıdığı uzun saplı şemsiyesi kendisine hem yarenlik, hem de korunaklık ediyordu. Dış kapı gıcırtısına aldırmadan kapıyı içeri doğru çekti. Kapı eşiğinde duran zevcesine dönerek,
— Allaha emanet olun, ben de çok hakkın var. Hakkını helal edesin. Kapıyı ört üşümeyesin.
— Aman efendi! Ne o öyle vedalaşır gibi. Allah’a emanet olasın, hakkım ananın ak sütü gibi helaldir sana. Güle güle git, güle güle gel emi!
Mehmet Nuri Efendi kapının önünde duran latin harflerle üzeri yazılı akçe taşın üzerine oturdu, çizmesini giydi. Gökyüzüne doğru başını kaldırdı.
— ‘Mübarek ne de şiddetli yağıyor.’ diye mırıldandı.
Şemsiyesini açar açmaz evinin bir sokak aşağısında bulunan köy camiine doğru hızlı adımlarla yürüdü. Hacı Seyfettin hoca beyaz mermerden yapılmış uzunca bir yuvarlak taşın üzerine çıkmış sabah ezanını bitirmek üzereydi. Köyün gençlerinin çoğu gönüllü olarak Kuvâ-yı Milliye’ye katıldığından, koca köyde sadece 10 ila 15 kişiden mütevellit ihtiyar tayfası bulunuyordu.
Çok önceden mescit içerisinde saflarını tutmuş olan bu ihtiyarlar, biraz şaşkınlık biraz homurtuyla genç müftünün camiye avdetini bekliyorlardı. İhtiyarlar arasında ki fısıldanmalar gittikçe yerini uğultulara bıraktı.
— Allah! Allah! Bu sabah müftüye ne oldu böyle? Hiç geç kalmazdı!
— Bir sıkıntısı olmalı, gelir şimdi. Bu genç yaşta yaptıklarını bilmiyormuş gibi konuşuyorsun!
— Bilmem mi hiç! Onun sayesinde Bilecik halkı düşmana karşı toparlandı. Yoksa nerede….! Hepimiz gâvurun kölesi olacaktık.
Hacı Seyfettin hoca, kendisine doğru hızlı adımlarla gelen eski medrese arkadaşını karşısında görür görmez setresinin önünü ilikledi. İki eli bağlı başı önde yaklaşmakta olan bu kahraman arkadaşını saygıyla selamladı.
— Selamünaleyküm müftüm, sabah şerifleriniz hayrolsun.
— Ve aleykümselâm Seyfettin hocam! Hadi vakit geçmeden mescide girelim. Hazır olan cemaati gücendirmeyelim.
Hacı Seyfettin hoca başı ile arkadaşını onayladı. Mescit kapısından içeri girer girmez, salâvat getirerek hazır olan cemaati namaza kaldırdı. Aradan geçen kısa bir vakit sonrası sabah namazının sonuna gelinmişti.
Namazın edasını müteakip genç müftü köy camiinde hazır olanlara fetih suresinden 1’nci, 8’inci ve 27’nci ayetleri okudu. Okumasını tamamlar tamamlamaz gözünde şimşekler çakmışçasına cemaate doğru seslendi.
— Ey gönlü vatan sevdası ile tutuşan, dini bütün ağalarım, babalarım, dedelerim bilirim çoluğuyla çocuğuyla, ihtiyarıyla genciyle çok çileler çektiniz, çekiyorsunuz da. Varsa üzerinizde bir hakkım helali hoş olsun. Haklarınızı helal ediniz!
Ne olduğunu anlamaya çalışan cemaat, Mehmet Nuri Efendi’nin birden bire kendilerine sarf ettiği bu sözler karşısında şaşkınla duraksadılar. Hazır olanların kısa süreli bir şaşkınlığı ve sessizliği sonrasında yüksek sesle hep birlikte genç müftüye haklarını helal ettiler.
Köy camiinde bulunan hatırı sayılır bazı ihtiyarların şaşkınlıkları ise devam ediyor, meraklı bakışlarla biri birilerine bakışıyorlardı.
Genç müftü, kendinden emin gür sesiyle sözlerine devam etti.
(Devamı Gelecek)
Hasan Taşcı 4 Nisan 2023
Not: Şehit Müftü Mehmet Nuri Efendi’nin şahadete erdiği günü anlatan bu hikâyede adı geçen karakterler ve olayların gerçek kişi ve kurumlarla hiçbir alakası yoktur. Anlatılan olay tamamen bir hayal ürünüdür.