Merhaba, öncelikle sizi biraz tanıyabilir miyiz?
Merhabalar ben Neva Rüçhan. 1972 İstanbul doğumluyum. Üç çocuk annesiyim. Ortaokuldan bu yana yüreğime nakşedilmiş olan, divan şiirlerimi yazıyorum. Eserlerimi geçen yıl çıkartmış olduğum ‘Anka şiirleri’ adlı kitabımda toparladım. Bunun dışında uzun yıllar senaryo editörlüğü ve senaristlik yaptım. Bir dönem özel bir youtube kanalında, televizyon programcılığı ile meşgul oldum. Aynı zamanda şarkı sözleri ve yapmış olduğum bestelerimle, MESAM üyeliğine dâhil edildim. Kendime ait olan ‘Anka şiirleri’ ve ‘Cansu’ (roman) adlı, iki kitabım ve içerisinde çok değerli şairlerinde bulunduğu antoloji kitaplarım var. Hali hazırda Ekim’in ilk haftası çıkacak olan ‘Mazideki Çığlıklar’ isimli romanımın çalışmaları da devam ediyor.
Anlaşılacağı üzere hayatım, önceliğim anne olmakla birlikte, yazmaktan ibaret diyebiliriz.

Çalışma hayatınızdan memnun musunuz?
Bu konuda kendimi oldukça şanslı hissediyorum. Hayatımda yapabileceğim ve sevdiğim tek işi yapıyorum. Bu anlamda elbette ki çok mutluyum.
İlk kitabınızı elinize aldığınızda neler hissettiniz?
O duyguyu anlatmak oldukça zor. Kitabımı elime aldığımda, ilk yaptığım iş koklamak oldu. Gözlerim dolu dolu kitabımın kokusunu içime çektim. Onca yıl emek verdiğim eserlerimin kokusunu o an hissettim. Bu muhteşem bir duyguydu.

Okumakla yazmak ilişkisine dair düşüncelerinizi öğrenebilir miyim?
Okumadan yazamazsınız, öncelikle bunu belirtmeliyim. Yazmak, okumanın sonucunda bir volkanik patlamadır. Birikim ve kapasitenin üzerine çıkmaktır. Öncelik okumaktan geçer, yazma sonraki mevzudur.
Edebiyatı bir şehre benzetseydiniz hangi şehre benzetirdiniz, neden?
Ben bu anlamda ülkemin oldukça çok şehrini benzetiyorum. Ağva, Ayder yaylası, Amasya, Kaş ve daha pek çok yer, benim için edebiyatın en güzel alanlarından, şiir gibidir demeyeceğim. Her biri zaten başlı başına bir şiirdir. Bu anlamda ayırmam mümkün değil.

Bulunduğunuz şehir, üretkenliğinizi nasıl etkiliyor?
Şu an Denizli’de yaşıyorum. Şehirden ziyade yurdum insanı, sanatıma oldukça katkıda bulunuyor. Egenin kendine has şivesi ve güzel insanlarıyla yaşamak oldukça keyifli diyebilirim. Ancak şehrin hakkını da yemeyelim. Öncelikle Pamukkale ve Kara Hayıt, kültür zenginlikleriyle başlı başına hayatımıza renk katıyor. Yaylaları, mesire alanları, seyir tepesi ve kültürel yemekleri ile ülkemin her yerinde olduğu gibi, Denizli’de rüya gibi bir şehirdir. Böylesi güzellikleri içinde barındıran bir yerde, yazmak da çok zor olmasa gerek diyorum.
Eserlerinizde tam olarak yansıtmak istediğiniz konular nelerdir?
Yaradılışımızdan bu yana içimizde var olan, iyi ya da kötü tüm duygulara hitap etmek. Toplumsal yaralara parmak basabilmek. Hayatı, içinde fırtınalar koparken, sessizce bir köşeden izleyen insanlarımıza dokunabilmek. Bu anlamda oldukça başarılı olduğumu ve tüm eserlerimde yansıttığımı düşünüyorum.
Yazarlık alanında en büyük hayaliniz nedir?
Benim hayalim bilinenin ötesinde, öyle klasik bir ödül almak falan değil. Hiçbir zamanda öyle birisi olmadım. Benim hayalim, toplumda aşılması mümkün görünmeyen bir konuyu, belki bir şiirle, belki bir romanla, belki de bir dörtlükle bile insanların aydınlanmasına vesile olmaktır. Benim en büyük hayalim, insanlara faydalı olduğumun, farkına varabilmektir.
Yeni yazar adaylarına tavsiyeleriniz neler olur?
Aslında tavsiye değil de tecrübelerimizi paylaşmak diyelim. Bir kere asla aceleci davranmasınlar. Daha öncede belirttiğim gibi, önce okumanın doruğuna ulaşsınlar. Sonrası zaten kendiliğinden gelir. Yazarlık da kendi arasında oldukça geniş kavramlara sahiptir. Edebi yazmak mı, makale yazmak mı? Oldukça farklıdır. Bunun ayırımını yapabilmek ve kendini keşfedebilmek içinde, okuyarak yolunu bulmak gerekir. Yazar olmayı istemekle, yazar olmak çok farklı olgulardır. Yazarlık zaten içten gelen bir dürtüdür, önüne geçilemez. Bir gün mutlaka kendiliğinden ortaya çıkacaktır. Ancak yazar olmayı istemek, olmama şansını da beraberinde taşır. Elbette sonradan kendisini geliştirerek de yazabilir. Bundan dolayı da yazar adayının, kendisini çok iyi tanıması ve çok geliştirmesi gerekir. Tüm bu anlattıklarımdan da şu sonuca varabiliriz. Her halukarda her iki ihtimalde de öncelik okumaktan geçiyor. Okumak, Okumak, OKUMAK…
Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?
Öncelikle bana sayfanızda yer verdiğiniz için, çok teşekkür ederim. Bizlere sormuş olduğunuz tüm sorular, Edebiyat Dünyasında olmak isteyen, yolu yazmaktan geçen herkese bir ışık olacaktır. Bizler o ışık hüzmesinin içinde gelmek isteyen tüm arkadaşlarımıza kucak açmış, onları bekliyor olacağız. Edebiyatın tam da unutulmak üzere olduğu şu dönemlerde, sizde elinizde bir meşale ile yollarımızı aydınlatmaya destek verdiğiniz için, sonsuz teşekkürler.
Vakit ayırdığınız için teşekkür eder, çalışmalarınızda kolaylıklar dilerim. Sizi tanımaktan çok mutlu olduğumu belirtmeden geçemeyeceğim. İlhamınız bol olsun efendim.