Öncelikle “Umudun ve Umutsuzluğun Ötesinde” kitabınız hayırlı olsun. Kitaplarınızı konuşmadan önce okuyucularımıza kendinizden bahseder misiniz?
Aslında “umudun ve umutsuzluğun ötesinde” yayınlanalı üç buçuk yıl oldu. Ondan bir yıl sonra da ”çatlak kadeh” yayınlandı. Şimdi de “aklın düşleri” isimli bir başka şiir kitabı üzerinde çalışıyorum. Sanırım 2024 yılında da onu yayınlayacağım.
Kendime gelecek olursam; kendimi bildim bileli insana ve hayata karşı meraklı biri oldum. Bu nedenle de hayatım düşünmekle ve okumakla geçiyor. Şiir de zaten bir düşünce dilinden ibaret benim için. Hayatı ve insanı ziyadesiyle ciddiye alarak büyüdüğümden bir “kurtuluş” sanrısıyla geçti ilk 35 yılım. Bu şimdilerde kekremsi bir tebessüm yaratıyor olsa da yüzümde, insanlığı kurtaracak o tılsımlı formülün peşinde perişan olmakla geçti yıllarım. Şiir de bu tılsımlı yolculuğun Burak’ıydı.
Gözlerimi açıp bunun acıklı bir yanılgı olduğunu gördüğümde, hem ömrümün yarısını tüketmiştim, hem de yaşamımda ilgilenmem gereken birçok şeyi ihmal ettiğimden her şeyin gerisinde kalmıştım.
Bunun ötesinde kendimle ilgili söyleyebileceğim pek de bir şey yok. Çünkü hem anlatılası bir kariyerim ve başarım, hem de bunun dışında ilgimi çeken pek de bir şey olmadığı için.
Kırkıma varmakta olduğum bu dönemde içimden geçen tek şey; kendi gözlerimle gördüğüm hakikati kendimce yaşayarak sessizce ölmek. Bunun dışında bir gündemim yok.
Şiir yazarken vazgeçemediğiniz ritüeller nelerdir?
Hiçbir ritüelim yok. Zaten genelde şiir yazmaya karar verip masama oturmak yerine, bir şiiri yazarken buluyorum kendimi. Ama mümkünse ruh halime uygun bir müzik açarım. Bu beni dış etkilerden korur. Çünkü yazarken en önemli şey kusursuz bir konsantrasyondur. Nihayetinde bir sözü söylerken yazmanız bir kaç saniye sürse de neredeyse bin elekten geçirirsiniz. Sanırım yazma yetkinliğinin düğümlendiği yer de burası. Tabi ki birçok şair şiirlerini uzun süre çalışarak yazar ama ben öyle yapamıyorum. Bir şiir üzerine ne kadar çalışırsam çalışayım birkaç detay dışında hiçbir şeyi değiştiremiyorum.
Arkadaşlarınızla şiir üzerine neler paylaşırsınız?
Son yıllarda hiçbir şey paylaşmıyorum. Çünkü şiir üzerine bir şey paylaşmakla, düşler üzerine bir şey paylaşmak arasında pek de bir fark olmuyor. Yıllar ilerledikçe anlaşılmaya ihtiyaç duymamaya başladığım için bu hususlarda susmayı tercih ediyorum. Beri yandan şiir üzerine yapılan konuşmalar ekseriyetle meselenin esasına taalluk etmediğinden sıkılıyorum ve sessizce konunun kapanmasını bekliyorum.
Sizce bir şiir kitabı hangi özellikleri taşımalıdır?
Ben olması gerekenden ziyade, olmaması gereken şeyleri belirlemeyi tercih ediyorum. Çünkü belirlenimler arttıkça keyfiyet ve yaratıcılık nefes alamaz hale geliyor ve bu da ölü çocuklardan öte bir şey doğurmuyor. Bu nedenle tümel bir yargı yerine kişisel olarak nasıl kitapların ilgimi çektiğini paylaşmak daha yerinde olacaktır.
Bence bir şiir kitabının her şeyden önce bir idesi olmalı. Bununla beraber şair kendi özgün dilini kullanmalı ve hiçbir otorite tarafından onay alma zavallılığına kapılmamalı. Son olarak da, şiir kitapları genelde birer derleme şeklinde oluyor, oysa bütünlüklü bir anlatıma sahip olmalı. Misal; ben ilk kitabımın sadece şiir sıralamalarını yapmak için bile 300 sayfadan fazla taslak çalıştım.
Şiir yazmak sizin için bir yaşam tarzı mı yoksa gelecekte bırakmayı düşünüyor musunuz?
Şiir yazmak bir tercih değil benim için. Bir failden ziyade münfeilim. Bu nedenle bu hususta ne söylesem boş. Yukarıda da ifade ettiğim gibi, ben şiir yazarken buluyorum kendimi. Hatta son 10-15 yıldır filan ne zaman bir şiir yazsam bir daha yazamayacağıma inanıyor ve bu binlerce şiiri nasıl yazdığımıza hayret ediyorum.
En son hangi şiir kitabını okudunuz?
Şu an masamda Eliot ve Nazım Hikmet var. Ama bu tamamen tesadüf. Başkaları da olabilirdi.
Sorularıma verdiğiniz yanıtlar için çok teşekkür ederim. Siz bir şey eklemek ister misiniz?
Şiir, insanın kendisiyle temas kurma denemesidir. Kendine değmeden, kendini görmeden, kendini tanımadan, özetle bir öz bilinç geliştirmeden yaşanan ömrü pek de değerli görmüyorum. Buna karşın ne yazık ki Türkiye’de en tahammül edilmeyen ve aşağılanan şey de tam olarak budur. Bu nedenle şiir yazıyor oluşunuz çevreniz tarafından küçümsenebilir. Buna asla aldırış etmeyin. Şiirleriniz, otoriteler tarafından onay da görmeyebilir. Buna da aldırış etmeyin ve şiiri onaylanma aracı olarak kullanmak yerine kendinizle karşılaşma imkanı olarak görün. Çünkü esas olan ne şiir, ne de başka bir şeydir. Esas olan, insanın kendi öz bilinci ile bir hayat sürmesidir.
Değerli vaktinizi bizimle paylaştığınız için teşekkür ederiz. Sevgiyle kalın…