21 Mart 1921 tarihinde Kocaeli Grubu Gölpazarı’nda bulunuyordu. Grubu oluşturan 2’nci Alay ile 40’ıncı Alay’da toplam 6 tabur vardı. Bu taburların üçü ikinci İnönü muharebelerine katılmak üzere 22 Mart sabahı Bayat ve Eyrat (Kayabalı) yoluyla hareket ederek Akçasu üzerinden Sakarya’yı geçti. Akşama kadar Esri (Yakacık)’ta toplandılar. Geri kalan üç tabur ise öğleden sonra hareket ederek Grup Komutanı ile birlikte Akçasu’da konaklayacaklardı. Karaçam boğazında bulunan ve ekseri efradı Söğütlülerden müteşekkil Gündüzbey taburu Geyve, Gölpazarı, Belen, Akçasu köylerinden Sakarya’yı geçip Çaltı üzerinden İnönü mevzilerine doğru ilerlemeye devam ediyordu. Gündüzbey taburu Çaltı köyüne geldiğinde Çaltılı askerler ile aileleri arasında birtakım hadiseler cereyan edecekti.
Tabur Çaltı köyüne girmişti. Erat arasında Çaltı köylülerinin mevcudu epey kalabalık idi. Analar, babalar, nişanlılar, bacılar, yavrular kapı önlerine birikmişlerdi. İnsanlığın pek tabi’i icabı olan rikkat (incelik) ve yuva hissi taburda bir gevşeme, bir başıbozukluk, bir bozulma tevlit (yol açma) etti. Erat anaları ile yavruları ile konuşmak koklaşmak istiyordu. Vaziyet hiçte iyi değildi. Bölük erlerinden Çaltılı Ali evine doğru yürümek istedi. Kapının önünde genç karısı, eri askere gittikten sonra doğmuş çocuğunu bağrına basmış yaşlı gözlerle erine bakıyor, yanık gönlü yarı kalmış bir aşkın ümit doluluğu ile çırpınıyordu. Fakat birden bire her şey değişti. Ali’nin anası ihtiyar Fatma bacı, ihtimal o da evlat ateşinin analık muhabbetinin yüreğinde ki alev alev yanıklığı ile buruşuk göğsünü yırtmış, bembeyaz saçları ıslak gözlerinin üzerine dökülmüş bir halde kapıdan fırladı. Sanki Ali’nin anası değil bir canavardı. Karşı yamaçlardan İnönü mevzilerine daha evvel varmak üzere cebri yürüyüş yapan düşmanı göstererek kinle ve dehşetle haykırdı:
— ‘Ali! Ali! Yolun bura değil; Taa! Karşı yamalardır.’, diye eliyle Gündüzbey taburunun bir şahadet destanı olan dövüştüğü tepeleri gösterdi.
— Namusun varsa arkana bakma. Allah’ın nusratı üzerine olsun oğlum!
Bu ana kartalın haykırışı bölük erlerini hizaya getirmeğe kâfi geldi. Büzülen, gevşeyen sinirler Fatma bacının kükreyişli sezisi ile zindeleştiler. Tabur yürüyüş hızını artırdı. Bu sırada Yunan da Söğüt’ten çıkmış Gündüzbey sırtlarına alabildiğine bir hızla yürüyordu. Gündüzbey taburu Çaltı, Dudaş üzerinden Alaçam, Mantarlık doruğundan İnönü mevzilerine intikal etti.
Gündüzbey taburunda bulunan Çaltılı Kıvırcık Salih oğlu Yusuf annesi Zeliha ile sarmaşamamıştı. Ertesi gün Salih oğlu Yusuf Şehit listenin başında idi. Söğüdün Hayriye köyünden yedek subay İlyas efendi kendi tarlası içinde şehit düşmüştü. Söğüt’ün Curabey Mahallesi’nden Horsa Mustafa Bey Gündüzbey taburu geçerken oğlunu gördü.
Bu delikanlı haylaz, huysuz, avare, hırçın yetişmişti. Hatta bu tarz yetişmenin fena akıbeti ile babasına karşı gelmiş, anasına el kaldırmış, harmanlıkta kadın oynatmış velhasıl pekte babasını memnun eden bir evlat olmamıştı. Fakat o gün Horsa Mustafa beyin oğlu da cepheye gidenlerin arasında idi. Baba kalbi! Vatana hizmet etmeğe giden oğlunu görünce Mustafa Bey bir anda kendine edilenleri unuttu. Oğlum dedi.
— Eğer düşmana atılırsan bütün babalık hakkım helal olsun. Yok eğer bir an geri dönersen dilerim Allah’tan düşman kurşununa gelesin….!
Horsa Mustafa beyin oğlu gençlik muhasebesini İstiklal harbinin kendisine düşen vazife şerefi ile kapamış, bu gün Söğütte eski günlerin mesut heyecanı ile yaşamaktadır. O günkü muharebede (28 Mart 1921) üç subay Şehit olmuş, seksen erimizde yaralanmıştı.
