Ey Kanıyla Toprağı Vatanlaştıran Erler!
Ey Gözlerin Işığı Gönüllerin Baharı!
Tende Can, Tarihte Şan; Ezelden Er Oğlu Er,
Ölümsüz Milletimin Ölümsüz Çocukları
1949 – Halide Nusrat Zorlutuna
Mehmet Nuri Efendi, Yunan ordusunun Bilecik’i işgal etmesi ve ilerleyişini sürdürmesi hasebiyle daha ocak ayının ilk haftasın da ailesini Sakarya Nehri’nin karşısında ki baba ocağı Gölpazarı – Şahinler köyüne taşımıştı. Fırsat buldukça ailesini ziyarete gidiyor, görevini ise kâh Gölpazarı’nda kâh Bilecik’te yürütmeye gayret sarf ediyordu. Gölpazarı’nda bulunan Mutasarrıflık sayesinde bölge hakkındaki gelişmeleri de yakinen takip etmekteydi.
Ocak ve mart ayları içerisinde Bilecik’i kısa süreli de olsa iki kez işgal eden Yunan ordusu yeni yeni düzenli orduya geçmeye çalışan Kemal’in ordusu karşısında hiç umulmadık yenilgilerle karşılaşmıştı. Yunan ordusu yenilmişti yenilmesine de tekrar geri döner miydi? Bu esaret ne zaman son bulacaktı? Bunun cevabını elbet zaman, milletin dik duruşu ve feraseti gösterecekti.
7 Nisan 1921 Perşembe, Gölpazarı Şahinler köyü.
Bilecik müftüsü Mehmet Nuri Efendi gök gürültülü ve sağanak yağışlı bir bahar gününün puslu karanlığında yattığı yer döşeğinde sabaha kadar derin düşünceler içerisinde boğuşmuş, gözünü bir türlü uyku tutmak bilmemişti. Yattığı yerde bir o yana bir bu yana debelenip duruyordu.
Zihninde kendisine sorduğu binlerce suale cevap arayan Bilecik’in genç müftüsü, usulca döşeğinden kalktı. Gözünü zevcesi ile annesinin kucağında mışıl mışıl uyuyan Suna’sına doğru çevirdi. Hafifçe gülümsedi, her ikisinin de saçlarından usulca okşadı. Sedirde boylu boyunca yatan can paresi Lütfi’sinin yere düşmek üzere olan gül işlemeli, kırmızı renkli, naftalin kokan yorganını aldı, biricik erkek evladının üzerini usulca örttü. Gözlerinden iki damla gözyaşı süzülen Mehmet Nuri Efendi, sadece kendisinin duyabileceği ses tonu ile mırıldandı;
— Oğlum, bana bir şey olursa şayet anan ve gızgardaşın sana emanet. Onlara kol kanat ger, kanatlarını kırık komayasın sakın!

Mehmet Nuri Efendi, çakan şimşeklerin oda da bıraktığı aydınlık sayesinde kapı eşiğinin hemen yanında ki duvara asılı yağ kandilini yerinden sessizce aldı. Tahta merdivenlerin gıcırdayan sesleri arasında saman ve kırmızı toprak ile karılmış iki katlı kerpiç evin alt katına indi. Yaşadıkları bu ata evini, dedesi ve babasıyla nasıl yaptıkları bir an için gözünün önüne geldi. Mutfak olarak kullandıkları odaya geçti. Oda da geceden beri yanan yarı sönmüş sobaya birkaç parça kuru dal parçası atarak, sönmek üzere olan kor halindeki ateşi tekrar canlandırdı.
Tahta zemin aralıklarından sızan sıcaklık üst kattaki odaya da ısısını veriyordu. Alt kattan yukarıya doğru yayılan sıcaklık Mehmet Nuri Efendi’nin zevcesini de uyandırmıştı. Gerçi gece boyunca onun da gözlerine uyku girmemiş, içini sarmalayan huzursuzluk ve anlamını bir türlü çözemediği korku ruhunun derinliğini iyice karartmıştı.

Mehmet Nuri Efendi, sobanın üzerine akşamdan bıraktıkları hafif ılımış kara güğümü yerinden aldı. Gün ışımaya yakındı. Sabah namazı için abdestini almaya niyetlendi. Ardından omzuna dokunan bir el ile aniden irkildi. Bu el, yıllardır aynı yastığa baş koyduğu zevcesinin eliydi. İkisi bir an göz göze geldiler. Ardında duran zevcesi gülen gözleriyle gülümsüyor, bir elini güğüme doğru uzatmış, kendisinden güğümü uzatmasını ister gibi beyine bakıyordu. Zevcesinin de yardımı ile abdestini alan genç müftü, duvara mıhlanmış kalın başlı çiviye asılı peşkir ile elini yüzünü sildi, üstünü başını temizledi. Baba yadigârı ceviz oymalı rahlesinin önüne huşu ile diz çöktü. Rahle üzerinde ki Kuranı Kerim’i üç kez öptü ve alnına götürdü. Gök gürültüsünün sesine karışan köpek havlamaları ile karşı yamaçtan gelen kurt ulumaların aldırmadan, yağan yağmurun huzuru içinde vatanın bütünlüğü ve kahraman ordumuzun muzafferiyeti için Fetih suresini alçak bir ses tonu ile derin bir huşu içinde okumaya başladı.
‘Bismillâhirrahmanirrahim.’
‘Doğrusu biz sana apaçık bir fetih ihsan ettik. Böylece Allah senin geçmiş ve gelecek günahını bağışlar. Sana olan nimetini tamamlar ve seni doğru yola iletir. Ve sana Allah, şanlı bir zaferle yardım eder. İmanlarına iman katsınlar diye müminlerin kalplerine güven indiren O’ dur. Göklerin ve yerin orduları Allah’ındır. Allah bilendir, her şeyi hikmetle yapandır…..’
(Devamı Gelecek)
Hasan Taşcı
3 Nisan 2023
Not: Şehit Müftü Mehmet Nuri Efendi’nin şahadete erdiği günü anlatan bu hikâyede adı geçen karakterler ve olayların gerçek kişi ve kurumlarla hiçbir alakası yoktur. Anlatılan olay tamamen bir hayal ürünüdür.